Bir çocuk ağladığında neden bu kadar telaşlanıyoruz?
Daha gözünden ilk damla düşmeden, susturacak bir cümle arıyoruz. Bazen bir oyuncak, bazen bir telefon, bazen de “Tamam, ne istiyorsan olsun…” sözleriyle gözyaşlarını durdurmaya çalışıyoruz.
Peki neden?
Çocuğumuz üzüldüğü için mi, yoksa onun ağlamasına tahammül edemediğimiz için mi?
Belki de asıl cevap burada gizli…
Çocuklar duygularını bizim gibi uzun cümlelerle anlatamaz. Onların dili bazen sessizlik, bazen öfke, çoğu zaman ise gözyaşıdır. Ağlamak; korkunun, hayal kırıklığının, özlemin, yorgunluğun ve anlaşılma isteğinin en doğal ifadesidir.
Ama biz ne yapıyoruz?
Daha cümlesini kuramadan duygusunu susturuyoruz.
Çünkü ağlayan bir çocuk, bize eksik yaptığımız bir şeyi hatırlatıyor gibi geliyor. Oysa çocukluk, sadece kahkahalardan ibaret değildir. Çocukluk; düşmenin, üzülmenin, beklemenin, kaybetmenin ve yeniden ayağa kalkmayı öğrenmenin de adıdır.
Her gözyaşını silmeye çalışırken, farkında olmadan çocuklarımızın duygularını da yok sayabiliyoruz.
Oysa her ağlayan çocuk susturulmak istemez.
Bazen yalnızca “Seni anlıyorum.” diyen bir bakışa ihtiyaç duyar. Bazen küçük bir sarılış, uzun açıklamalardan daha güçlüdür. Çünkü çocuklar söylenen her sözü değil, hissettirilen güveni hatırlar.
Elbette hiçbir anne baba çocuğunun üzülmesini istemez. Ancak hayat, her isteğin anında gerçekleştiği bir masal değildir. Çocuklarımızı hayal kırıklıklarından koruyamayız. Ama onlara bu duygularla baş etmeyi öğretebiliriz.
Bunun yolu ise her gözyaşını susturmaktan değil, o gözyaşının neden aktığını anlamaya çalışmaktan geçer.
Unutmayalım…
Bugünün çocuğu, yarının yetişkinidir.
Bugün “Ağlama.” diyerek bastırılan duygular, yarın ifade edilmekte zorlanan, kendini anlatamayan yetişkinlere dönüşebilir. Buna karşılık duygularına değer verildiğini hisseden çocuklar; daha güçlü, daha özgüvenli ve daha sağlıklı bireyler olarak büyürler.
Belki de çocuklarımızın bizden beklediği şey, hiç ağlamamalarını sağlamak değildir.
Belki de tek istedikleri, gözyaşlarını hemen durdurmaya çalışan bir yetişkin değil; onları dinleyen, anlayan ve “Ne hissedersen hisset, ben yanındayım.” diyebilen güvenli bir limandır.
Çünkü bazen bir çocuğu büyüten şey, gözyaşını silmek değil; o gözyaşının ardındaki duyguyu görebilmektir.


