Otuz yıllık avukatım. Ondan önce de mahkeme kâtipliği yaptım. Ömrüm adliyelerde geçti. İnsanların haklarını aradım, mahkeme kararlarının uygulanması için mücadele ettim. Ancak meslek hayatım boyunca gördüğüm en ilginç hukuk hikâyelerinden birinin kahramanı günün birinde kendim oldum.
Yıl 2016.
Annem vefat etmişti.
Her vatandaşın yapacağı gibi mirasçılık belgesi almak için mahkemeye başvurdum. Üstelik ailemize ilişkin veraset kayıtları zaten vardı. Babam 1997 yılında vefat ettiğinde mirasçılık belgesi alınmış, mirasçılar tespit edilmişti.
Normal şartlarda birkaç dakikalık bir işlem olması gereken konu, yıllarca sürecek bir hukuk mücadelesine dönüştü.
Mahkeme talebimi reddetti.
Gerekçe ise şaşırtıcıydı:
“Nüfus kayıtlarına ulaşılamamaktadır.”
Sebep olarak da Siverek Nüfus Müdürlüğünü yıllar önce su basmış olması gösteriliyordu.
Oysa ortada devletin tuttuğu başka kayıtlar, aile bağlarını gösteren belgeler ve daha önemlisi daha önce verilmiş bir mirasçılık belgesi vardı.
Ama bunların hiçbir önemi kalmamıştı.
Bir yazı gelmişti:
“Yoktur.”
Ve hukuk adeta bu tek kelimenin esiri olmuştu.
Kararı istinaf ettim.
Dosya Bölge Adliye Mahkemesine gitti.
Nihayet bir mahkeme dosyaya bütün olarak baktı.
İstinaf Mahkemesi ilk derece mahkemesinin kararını kaldırdı. Babama ait eski mirasçılık belgesi ve kardeşlerimin tanıklıkları sayesinde annemin mirasçılık belgesini alabildim.
O gün adaletin gecikse de tecelli ettiğini düşündüm.
Yanılmışım.
Çünkü asıl hikâye bundan sonra başladı.
Bir süre sonra kardeşim Servet kanser nedeniyle vefat etti.
Bu kez onun mirasçılık belgesini almak gerekiyordu.
Davayı Ankara’da açtım.
Mahkemeye daha önce alınmış iki ayrı mirasçılık belgesini sundum. Bunlar herhangi bir belge değildi; Türk Milleti adına verilmiş kesinleşmiş mahkeme kararlarıydı.
Fakat mahkeme yine nüfus müdürlüğüne yazı yazdı.
Nüfus müdürlüğü yine aynı cevabı verdi:
“Kayıt yoktur.”
Ve mahkeme yine davayı reddetti.
Bir an durup düşünelim.
Devletin bir mahkemesi karar veriyor.
Karar kesinleşiyor.
Başka bir mahkeme aynı konuda yeniden önüne gelen dosyada bu kararı dikkate almıyor.
Çünkü bir kurumdan gelen yazı, mahkeme kararından daha güçlü kabul ediliyor.
Hukukun üstünlüğü denilen şey tam olarak bu mudur?
Yoksa bürokrasinin üstünlüğü müdür?
Fakat yaşadığım en büyük şaşkınlık henüz gelmemişti.
İlk davada elde ettiğim mahkeme kararını nüfus kayıtlarına işletmek için nüfus müdürlüğüne gittiğimde öğrendim ki, UYAP sisteminde bu kararın nüfus kayıtlarına aktarılmasını sağlayacak teknik altyapı bulunmuyormuş.
Evet, yanlış okumadınız.
Mahkeme karar veriyor.
Karar kesinleşiyor.
Vatandaş haklı bulunuyor.
Ama karar nüfusa işlenemiyor.
Çünkü sistemde bunun için gerekli teknik bağlantı yok.
Bir hukuk devletinde vatandaşın karşılaşabileceği en absürt manzaralardan biri budur.
Hakkınızı alıyorsunuz ama kullanamıyorsunuz.
Kararı kazanıyorsunuz ama uygulayamıyorsunuz.
Ve sonunda size söylenen şu oluyor:
“Bir dava daha açın.”
Yani aynı konuda yeniden mahkemeye gidin.
Yeniden harç yatırın.
Yeniden zaman kaybedin.
Yeniden haklı olduğunuzu ispat edin.
Bunu duyduğumda aklıma tek bir soru geldi:
Mahkeme kararını uygulayabilmek için yeniden mahkeme kararı almak hangi hukuk mantığıyla açıklanabilir?
Durumu CİMER’e yazdım.
Adalet Bakanlığına yazdım.
İlgili kurumlara başvurdum.
Sorunun yalnızca bana ait olmadığını, sistemsel bir eksiklik olduğunu anlattım.
Ancak sonuç değişmedi.
Bugün geriye dönüp baktığımda meselenin bir veraset ilamı meselesi olmadığını görüyorum.
Asıl mesele şudur:
Devlet kendi verdiği kararı uygulayamıyorsa vatandaş hangi karara güvenecektir?
Bir mahkeme kararının değeri, yalnızca dosya arasında duran birkaç sayfa kâğıttan ibaret değildir.
O karar, hukuk devletinin vatandaşa verdiği sözdür.
Eğer o söz yerine getirilemiyorsa, sorun bir nüfus kaydının kaybolmasından çok daha büyüktür.
Çünkü adalet, karar vermek değildir.
Adalet, verilen kararın hayata geçmesidir.
Otuz yıllık bir avukat olarak kendi hakkımı almak için yıllarca mücadele etmek zorunda kaldım.
Peki ya hukuk bilgisi olmayan sıradan vatandaşlar?
Onlar hangi kapıyı çalacak?
Kime inanacak?
Ve en önemlisi…
Devlet kendi kararına inanmazsa, vatandaş devlete nasıl inanacak?
(Yayıncının Notu: Değerli Hocam Av. Abdurrahman Tanrıverdi’nin aramıza katılmasından ötürü mutluluk duyuyoruz. Hoşgeldiniz Ailemize…)


